Anıtları
 


ŞADİ ÇALIK "HEYKEL OLMAYAN YERDE HEYKEL YAPMAK İÇİN YAŞAMAK"   Anıtları

Mekân ve kütle ilişkisini simgesel bir teklik ve bütünlük kavramıyla özümlemek Şadi Çalık´a özgü bir duyuştur. Özellikle anıtlarında görülen bu tavır sanki sembol kavramının yeni bir tanımıdır. En etkileyici şeyin azlık ve bütünlük olduğunu 1953´teki Meçhul Siyasi Mahkum Anıtı için verdiği maketten başlayarak ister figüratif olsun, ister soyut olsun tüm anıtlarında, özellikle ODTÜ Atatürk Anıtı´nda ve son olarak 1979´da sonuçlanan TBMM Atatürk Anıtı yarışması için yaptığı işinde olduğu gibi hemen hemen tüm anıtlarında görürüz.

ODTÜ Atatürk Anıtı bir tepe üstüne konmuş yuvarlak, yassı bir taş gibidir. Türkiye´de yapılan ilk çağdaş heykel anlamındaki anıttır. Çağdaş anıt ve heykel sentezinin ilk örneğidir. 1966´da uygulanabilmiş olması ilerici aydın mimarlar sayesindedir. Galatasaray 50.Yıl Anıtı alanın ortasında göğe yükselen bir ok gibi, kalkınma ve ilerlemenin simgesi olmuş, üç kuşak İstanbullu’nun tanıdığı bir anıttır.

TBMM Atatürk Anıtı yarışması için yaptığı heykel ise sütunlar üstünde havaya kaldırılmış bir halka gibidir. Bu halkanın altında dolaşılır, oturulur. Anıt, içinde insanların vakit geçirebileceği yarı açık bir mekân yaratır. İçten okunan, dıştan seyredilen bir heykeldir. Orhan Özgüner, Şadi Çalık´ın tutumunun "Ben simgeler ile hareket etmem, fakat ortaya koyduğum yapıt değerli ise zamanla simgeleşir" diyen ünlü mimar Louis Kahn ile aynı duyuşta olduğunu ve bunun çok zor, ama çok daha temelden bir tavır olduğunu saptar. Nasıl doğanın insanlar için anıtsallaşan örnekleri varsa, insan elinden çıkan bir heykel de insanların sevgisiyle anıtsallaşarak tıpkı doğanın bir parçası gibi olurlar.

Şadi Çalık'ın daha çok soyutlamak, heykel ve anıt tasarımının kendi sınırlarını aşmak isteği, örneğin nice Atatürk Anıtı için yaptığı maketlerde kalmış, işveren tarafından maliyet bahanesiyle kabul edilmemiştir. Ortamın heykel anlayışına ayak uydurmak zorunda kalmıştır. Hem memleketinde yaşamak ve hem de heykel yapmak istemek arasında sanat pazarı olmayan bir dönemde mümkün olan ne ise, o sentezi denemek zorunda kalmıştır. Bu açıdan tıpkı hocası Rudolf Belling´in yaşam öyküsünde olduğu gibi ortamın sanatçının yapıtını ne denli etkilediğini iliklerinde hissetmiş, bunu her vesile ile dile getirmiştir.

Şadi Çalık´in eserindeki, bugün hala anlaşılamayan karşıtlık olgusu, yani en soyut heykelin yanında klasik figüratif anıtlar yapmış olması bu çerçevede irdelenmelidir. Oysa bugün onun sivil Atatürk figürlerini eleştirenler çok daha sonraları sıradan üretilmiş Atatürk heykelleriyle aralarındaki farkı göremeyecek kadar ezbere ve yüzeysel fikirler yürütmekte ve kamuoyunu zararlı etkileyecek tehlikeli polemikler üretmektedirler. Şadi Çalık´ın bu heykellerindeki ustalığı, klasik heykelin proporsiyon, ölçü ve ahenk inceliklerine hakimiyetini görmeden ve daha kötüsü araştırmadan topyekün Atatürk heykeli kavramı hesaplaşmasına girmektedirler. Her ülkenin sevdiği, saydığı kişilerini bir heykelle anması hâlâ yaşayan eski bir gelenektir. Sanatçı soyut bir im ya da natüralist bir portre yapıp yapmayacağını yaşamının o günkü doğrultusunda belirlemiştir. Unutulmaması gereken nokta, sanatın ve sanatçının toplumun bir parçası ve aynası olmasıdır. Şadi Çalık´ın heykelleri yaşamında verdiği uğraşın aynasıdır.

Siren Çalık
1 2 3 4
Anıt Maketi, 1955. Yalnızca fotoğrafı var. Neresi ve ne için yapıldığı bilinmiyor.
Bir anıt yarışması için alçı maket, 1958. Yalnızca fotoğrafı var. Neresi ve ne için yapıldığı bilinmiyor.
27 Mayıs Devrim Anıtı, 1960. İzmir Fuarı Lozan Kapısı Alanı'nda idi. 80'li yıllarda yerine bronz Atatürk- İnönü ikili figürü konmuştur.
Eskişehir Atatürk Anıtı, 1962. Bronz, mermer, alçı.
Sakarya Atatürk Anıtı Çevre Tasarımı, 1965. 1999 depremi ardından, Prof. Nusret Suman'ın yaptığı bronz figürün yerleştirildiği kaide ve tören alanını kapsayan tasarım çalışmasından geriye kalan figür ve kaide korunmuştur.
1 2 3 4